Bu hafta yeni okuduğum bir kitabın yorumunu yapmaktansa, benim için değerli olan önceden okuduğum kitapların ve Netflix’de yayımlanan dizisinin yorumunu yapmak istiyorum. (◠‿◠✿) Julia Quinn’in bu kitaplarının, birinci kitap hariç, hepsinin ilk baskısına sahibim. 14 yaşındayken merak ettiğim ve keyifle okuduğum, benim için nostaljik sayılabilecek bu seriyi dizisiyle beraber tekrar anmak istedim!
İngiltere’nin 1800’lerinde geçen bu tarihi aşk serisi, Violet Bridgerton’ın isimlerini alfabetik sıraya göre verdiği sekiz çocuğunu ve onların sırayla nasıl eşlerini bulup evlendiğini anlatıyor. Evlenme sıralarına göre serinin sırası şöyle:
⋄ Yüreğe Söz Geçmiyor : Daphne
⋄ En Çok Beni Sev : Anthony
⋄ Son Söz Aşkın : Benedict
⋄ Rüyalar Gerçek Olsa : Collin
⋄ Sonsuz Sevgilerimle : Eloise
⋄ Sana Muhtacım : Francesca
⋄ Öpüşünde Saklı : Hyacinth
⋄ Biz Evleniyoruz : Gregory
Daphne, ailenin büyük ablası olarak çocukları seven ve annelik duyguları gelişmiş olan kardeşi ve haliyle kendi kitabında eşi Simon’la çocuk sahibi olmak üzere sıkıntı yaşıyorlar. Anthony kardeşlerin en büyüğü ve babaları hayatta olmadığı için üstünde büyük bir yükümlülük taşıyor ve evliliği kendine bir görev olarak görüyordu. Benedict kardeşlerden biraz mesafeli ve sanatçı ruhu hapsolmuş karakter. Collin en sevdiğim karakterlerden, aşırı muzip ve şakacı olduğu için diyaloglarından aşırı keyif alıyorsunuz. Eloise kardeşlerin çok bilmişi ve bütün dedikoduları bildiği için Londra’daki hayatından sıkılmış olarak karşımıza çıkıyor. Francesca en sevmediğim ve bana çok soğuk ruhlu gelen karakter, kitapta ilk eşini kaybetmesi üzerine eski eşinin kuzeniyle yakınlaşmalarını anlatıyor. Hyacinth ve Gregory ailenin neşeli en küçük kardeşleri!
Bu kadar çok kardeş varken tabii ki de benim de favorilerim vardı. Kardeşlerden Anthony ve Eloise’in benim en sevdiklerimdi. İlk altı kitaba dair hatırladığım sahneler epey çok, ama son iki kitapta hem ilgimi yavaş yavaş kaybetmemin hem de yazarın orijinal konu bulmakta sıkıntı çekmesiyle üstümde bir etki bırakmadılar dersem doğru olur. Üçüncü kitabı ise özellikle beğenmediğimi söylemeliyim, çünkü yeni baştan Cinderella hikayesiydi. Bir, iki ve beşinci kitaplar benim mutlak favorilerim!
Epsilon yayınevi kitabın 2020’de dizisinin çıkması üzerine yeniden baskıya gitmiş ve kapakları yenilemiş. Açıkçası çok kıskandım, yeni baskı çok daha güzel gözüküyor. (◡︵◡✿) Ama yeni baskıları alacağımı düşünmüyorum, bilhassa bu seriyi şu an ki zihniyetimle okusam beğeneceğimi de düşünmüyorum. Bu seri kendinize bir şey katmak adına okumaktan ziyade, iyi vakit geçirmek adına bir çırpıda okuyabileceğiniz kitaplar. Eğer tarihi aşk romanları seviyorsanız tavsiye ederim.
Dizisi Netflix’den!
Diziyi yakın zamanda izleme fırsatı buldum. Seneler sonra sevdiğim kitabın uyarlamasını görmek, kendi çocuğumun büyüdüğünü izlemek gibi. Bazı oyunculuklar ve özellikle kostümler sayesinde keyifli bir yolculuktu, ama çok fazla gereksiz filler sahne varmış gibi de hissettim.
İlk önce oyuncu seçimleri hakkında konuşmak istiyorum, çünkü her okur hayal gücüyle karşılaştırma yapmak ister. Phoebe Dynevor bence harika bir Daphne ve diziyi onun için izlediğimi söyleyebilirim. Hem Daphne hem de Nicola Coughlan (Penelope) bu diziyi oyunculuklarıyla taşımış. Diğer kardeşler için seçilen oyuncular için söyleyebileceğim; Anthony ve Colin’i yakıştıramadım ve bu karakterlerin kitaptaki kişilikleriyle aşırı oynandığını söyleyebilirim. Gelelim en çok konuşulan seçim; Simon. Hastings Dükünü siyahi olan Regé-Jean Page canlandırıyor. Hepimizin bildiği gibi İngiliz aristokrasi zamanında siyahi bireyler ancak köle olarak görülüyordu. Dizi başrolü ve diğer bazı aristokratik karakterleri siyahi oyuncular seçerek muhtemelen #BlackLivesMatter olaylarına farkındalık getirmeyi amaçlıyor. Çünkü kitaplarda herhangi bir siyahi bireyden bahsetmek mümkün değil. Ben bunun güzel bir seçim olduğuna inanıyorum ancak okuduğum yorumlara göre bu bazı soruları da yanında getirmiş. Mesela başrol için neden melez siyahi bir oyuncu seçildi, diğer siyahi oyuncular yan karakterler olarak ‘race bait’ mi yapılmaya çalışılıyor? Dizide kitapta kesinlikle olmayan Marina Thompson diye bir siyahi karakter eklenilmiş ve şahsen bu karakterin diziye ne kattığına dair hiçbir fikrim yok. Bunları ortaya attıktan sonra daha fazla düşünce ve yorumu size bırakmak istiyorum.
Genel olarak keyifle izlediğim ve ikinci sezonunu da izleyeceğim bir dizi, ama bunu beğenimden ziyade merakımdan dolayı yapacağım. Ve Lady Whistledown’un çok erken açıklandığını düşünüyorum o yüzden bir sonraki sezonları bekliyor olacağım.
Diziye puanım: 6/10
Bu yazı 31 Mart 2021'de medium.com'da yazdığım bir yorumdur.
Okuduğunuz için teşekkürler!




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder