Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın ilk ve tek romanı. Bu kitabı çevresindekilerin ona ‘roman yazamazsın’ iddiasında bulunmalarıyla yazmaya başlamış. Peki bu roman ne hakkında?
Roman Dorian Gray, Ressam Basil ve Lord Henry etrafında dönüyor ve 1800lerin İngiltere’sinde geçiyor. Kitabın ilk sayfalarından Basil’in Dorian’a karşı hayranlık duyduğu ve hatta aşık olduğu anlaşılıyor bence. Dorian’ın portresini çizerken, onu arkadaşı Lord Henry ile tanıştırıyor. Lord Henry, karşımıza çok alaycı ve insanlığı küçümseyen bir tavırla çıkıyor, tabir yerinde olursa hayatın hilesini çözmüş ve bunun zevkten geçtiğine inanıyor. Genç ve toy olan Dorian, Lord Henry’nin söz oyunlarından ve sıradışı fikirlerinden etkileniyor ve bu daha sonra Lord Henry’nin, dostluk başlığı altında onun beynini yıkamasıyla devam ediyor. Burda şahsi notum; Basil’in en iyi, o meşhur portresini çizerken, Dorian’ın en güzel ifadesini Lord Henry’e merakla bakarken yakalaması bence kitabın gidişatı için fikir veriyor. Sembolik olarak, her şeye sebep olan bu portrenin böyle bir ayrıntıyla yazılması hoşuma giden detaylardan oldu.
Portre bittiğinde bütün ana karakterler bunun bir sanat baş yapıtı olduğuna hem fikir oluyorlar, ama Dorian’ı değişik duygular kaplıyor. Seneler onun güzelliğini alıp götürecekken, bu portre nasıl olur da onun gençliğini sonsuza kadar taşıyabilir? Ve, o sırada bir dilekte bulunuyor; keşke o hiç yaşlanmasa da bu portre onun yerine ihtiyarlasa, hatta ruhunu bile satmayı teklif ediyor! İşte bu noktada bir dipnot açıp; ben, blog yazarınızın, bu konuşmanın, bütün romanı etkileyecek olan bir plot twist olduğunu okurken anlayamadığını duyurmak isterim. (ꈍ ˬ ꈍ✿)
Dorian Gray, “Ne hazin!” diye mırıldandı gözlerini kendi portresinden ayırmadan. “Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye gitmeyecek… Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalabilen ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda… Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet koca dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda!”
Sürpriz, Dorian gerçekten ruhunu satmış! Siz, bunu nasıl anlamadın demeden önce bu kitaba başlarken kitap hakkında hiçbir fikrim olmadığını söylememe izin verin, bu yüzden Faust usulü bir anlaşma beklemiyordum. Hatta portre bu uğurda değişiklikler göstermeye başladığında da aşırı derecede şaşırdığımı belirtmeliyim. (Basil değişen tabloyu görene kadar bunun gerçekten de Dorian’ın kafasında olduğuna inanmıştım, evet.)
Bu noktada spoiler vermeden, birkaç ekleme daha yapmak istiyorum. Kitapta ilerledikçe karanlık tema gittikçe artıyor. Bu yüzden sürekli çicek, böcek, aşk okuyan ve en çok bundan zevk alan biriyseniz bu kitabı size tavsiye etmem. Başroller üç tane adam olunca, kadınlara karşı çokca cinsiyetçi kısımlarda yakaladım ve beni rahatsız etti. Kitapta çokca felsefik düşünce ve metaforlar da var. (Bunu diyorum ama bana kalırsa yarısını anlamadım.) Kitabı bitirdikten sonra okuduğum yorumlara göre, roman Oscar Wilde hakkında çok fazla değer taşıyor. Dediğine göre:
“Basil Hallward olduğumu düşündüğüm kişi: Lord Henry insanların olduğumu sandığı kişi: Dorian ise olmayı istediğim kişi”
Kitap gerek yazarın kültür bilgisi gerek İngiltere, yani doğduğu ülke, hakkında düşündükleri olsun ondan izler taşıyordu. Hatta 1891'de uygunsuz ve ahlaksız olduğu gerekçesiyle kitap sansürlenmiş. Ama ‘uygunsuz’ ve ‘ahlaksız’ olarak adlandırılan kısımlar eşcinsel kısımların değiştirilmesi. Hatta bu olaylar yazarın peşini bırakmıyor ve 1895 ile 1897 arasında eşcinsellik suçlamasıyla tutuklanıyor. Ve 1900'de sefalet içinde öldüğü yazılıyor…
Yorumu bitirmeden, içimde söylemezsem çatlayacağım bir kaç ✰ SPOILER ✰ hakkında konuşmak istiyorum. Eğer okumayı tercih etmiyorsanız bir sonraki paragrafı atlamanızı öneririm.
Bu noktada gerçekten Sibyl Vane, Basil Hallward ve Jim Vane için üzüldüğümü söylemeliyim. Hepsi de Dorian yüzündendi ama kötülük ölmüyor ne yazık ki! Hatta Jim denizcilik için ayrılmadan önce annesine verdiği “Sibyl’e bir şey olursa, o adamı öldürürüm” sözü bana bunun yazarın bize foreshadowing yaptığını düşündürmüştü ama, Dorian ondan da kurtuldu! Sonunda kendi kendine öldürmesi ve portreyle gerçek yüzünün yer değiştirmesi bence güzel bir bitişti.
✰ SPOILER BİTTİ ✰
Bu kadar konuştum, kitaba verdiğim puana gelirsek: 6/10
Dur bitmedi, filmi de var!
Beğendiğim oyunculardan Ben Barnes’ın oynadığını görünce hemen gidip 2009 yapımı filmini de izledim.
Ama çok kötüydü. (ꈍ ˬ ꈍ✿)
Bu atlatarak izlememi tetikledi tabi, ama görmem gereken her şeyi gördüm. Kitaptan alınan kısımlar sadece yüzde ellisiydi, geri kalan bana saçmalık gibi geldi. Tabi ki de yazılı bir metni görsel olarak yansıtmanın zorlukları olduğuna ve bir takım değişiklikler gerektiğine inanıyorum ama, bu filmi başarısız buldum. Basil’in aşkı yok gibiydi, kitapta geçen önemli olayların oluş biçimleri yeniden yaratılmıştı ve Henry’nin bir kızı ortaya çıktı ve Dorian ona gerçekten de aşık oldu?? Portrenin hareket etmesi gibi bazı gereksiz korku uyandırılmaya çalışılan unsurları da gereksiz buldum, aksi yapılsa daha başarılı olabilirdi.
Genel olarak çok zor film beğenen biri olduğumu belirtmeliyim. Son olarak, bu film için puanım; bir yıldız karanlık temayı sağlayan müzikler için, diğer bir yıldız Ben Barnes’ın oyunculuğu için, diğeri Dorian’ın portresini kim çizdiyse onun için ve son yıldızım üç gözüme çok az göründüğü için.
Bu yazı 16 Mart 2021'de medium.com'da yazdığım bir yorumdur.
Okuduğunuz için teşekkürler!





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder