Bir öğleden sonrası tek oturuşta bitirdiğim bir kitap oldu, Bir Çöküşün Öyküsü. Sadece 48 sayfadan oluşmasına rağmen sizi tamamen bünyesine alan ve merakla devam etmenize yol açan bir kitap…
Madam de Prie, Paris’te gösterişli bir saray hayatı süren soylu bir kadın. Kitap, kralın Madam’a sarayı terk etme emrini vermesiyle hızlı bir şekilde başlıyor. Bu emirle birlikte okuyucu olarak, Madam kırsal bölgedeki malikanesine giderken bizde onun psikolojik evrelerine çok yakından şahit olmaya başlıyoruz.
Bu öykü Stefan Zweig’ın okuduğum ilk kitabıydı. Yazarın betimlerine o kadar bayıldım ki, bu kitabı sırf bu betimlemeleri tekrar yaşayabilmek adına yeniden okuyabilirim. Madam de Prie’nin en tepedeyken en dibe düşmesine okuyucu olarak üzüldüm ve olaylar gelişirken çaresizliğini yakından hissettim. Fransa’nın gizli kraliçesiyken ve devlet işlerini yönetirken, şehirden uzak bir yere atılmasını ve orada yalnızlıktan psikolojisinin çökmesini, sembolik bir şekilde sanki kendim de yaşamışım gibi depresif bir ruh haline girdim. Bütün psikolojik evrelerini analiz edersek, malikaneye ilk gidişinde orayı özlediğini fark etmesi ama bunun sadece üç gün sürmesi, yalnızlıktan bunalıp kendine yeni bir oyuncak satın alır gibi bir aşık edinmesi, onu başından savması, bu adam tarafından şiddete uğrayınca aynada nasıl da çirkinleştiğini ve ruhunun öldüğünü fark etmesi… Bütün bunları aklımdan tek tek sayabiliyorum çünkü öykü kısa olmasına rağmen her detay aşırı çarpıcı ve akılda kalıcıydı. Son olarak intiharı romantize etmesini ve bunun yükseklerde yaşadığı hayatı için mükemmel bir son perde olacağına inanmasını, ancak aynı zamanda içindeki yaşamayı seven kadının, birinin onu bu mezardan kurtarması için beklemesini heyecanla okudum. En sonunda intihar planı gerçekleştiğinde, Madam de Prie bunu asla göremedi ama Paris’teki aristokrat üyelerinin onun bu intiharını sadece iki saniye önemseyip onu unutması bence okuyucuya tokat gibi çarptı.
Kitabı araştırırken karşıma çıkan bir detay paylaşarak bitirmek istiyorum. Madam de Prie aslında bu kaderi yaşayan gerçek birisiymiş. Bu nedenle, Stefan Zweig’ın kendi de intiharı içselleştirmiş biri olarak acaba Madam de Prie’nin bu girişimini kendi kitabıyla ölmsüzleştirmek mi istediğini düşündüm. Çünkü kitabın arka kapağından öğrendiğim kadarıyla Zweig da 1942'de intihar etmiş.
Genel olarak trajik ama harika bir öyküydü. Puanımı kırabileceğim tek yön kitapla alakasız olarak kişisel tercihim; kısa kitapları beni tatmin edecek kadar içselleştirememem ve tartışmalı olarak bana yeteri kadar zevk vermemesi. Ama, kesinlikle yazarın diğer kitaplarını alıp ara sıra okumaya devam edeceğim.
Kitaba puanım:
Bu yazı 19 Nisan 2021'de medium.com'da yazdığım bir yorumdur.
Okuduğunuz için teşekkürler!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder