Savaş Sanatı’nı okuduktan sonra kendimi daha çok ilgilendiren Erteleme Sanatı’nı okumuş bulunuyorum! Bu kitabı özellikle seçtim çünkü ben de bir ertelemeciyim (procrastinator). (◕ ˬ ◕✿) Bir işi yumurtalar kapıya dayanmadan asla yapmam, yapamam. Sanki beynimde beni engelleyen bir bariyer var ve bundan kurtulamıyorum da. Şahsi erteleme rekorum 11 ay, o yapmam gereken iş hala beni bekliyor. Ama biri bana sürekli hatırlatmazsa veya kapıma dayanıp zorlamazsa, sanırım o iş ertelenmeye devam edecek… Sözün kısası bu incelemeyi bir ertelemeci olarak yapacağım!
Erteleme Sanatı bir kişisel gelişim kitabı. Önceki yazılarımı okuduysanız bu türden hazzetmediğimi biliyorsunuz ama bu kitaptan keyif aldım. Bunu yazarın mizahi üslubuna bağlıyorum. Kitapta genel bir bilgi akışı yok, daha çok yazar kendi deneyimlerini aktarıyor ve bu da kitabı akıcı kılıyor. Kitabın genel amacı sizin erteleme huyunuzdan vazgeçirmekte değil, size yalnız olmadığınızı ve erteleme huyunuzun size kötü hissettirmesinin gerekli olmadığını göstermek.
Kitap on bölümden oluşuyor, bazılarını sevdim ve yararlı buldum, bazılarını ise gereksiz. Önce sevdiğim kısımlardan bahsedeyim. Yazarın anlatımıyla, beynimizde yapmamız gereken işleri önem sırasına göre baştan sona sıralarız ve kaçtığımız işler de genelde hep en baştakiler olur. Yazarın iddiasına göre, sırf o yapmanız gereken işi yapmamaya koşullanırsanız, listenizde bulunan birçok diğer işi halledebilirsiniz. Buna yapısal erteleme stratejisi demiş ve aslında oturup boş duvarları izlemiyorsak (ki ben bunu da yapıyorum) bir işi ertelediğimiz için kötü hissederken, aslında başka işleri hallediyoruz. Bu da kitapta hoşuma giden diğer bir konuya çıkıyor, aslında hiçbir şey yapmıyor değiliz ve yapmadığımız şeylerden kahrolmak yerine yaptığımız küçük şeylerden daha fazla gururlanmalıyız. Buna günlük yapılacaklar listesine en küçük şeyleri yazmakta dahil çünkü bir yapılacaklar listesi oluşturmamızın sebebi, görevleri tamamladıkça üstüne tik atmayı çok tatmin edici buluyor oluşumuz. Eğer ben listeme ‘yataktan 9’da çık’, ‘kahvaltı et’, ‘yatağa geri dönme’ yazarsam ve bunları gerçekten yaparsam, güne 1–0 önde başlamış olurum. Sevdiğim diğer nokta, yazarın kendimize zıt özellikte olan insanları kendi yararımıza ‘kullanmamızı’ söylemesi oldu. Buna çok katıldım çünkü, eğer erteleme gibi bir huyu olmayan dobra bir arkadaşım beni bir işi bitirmeye veya etkinliğe katılmaya zorluyorsa, o iş gerçekten çok hızlı halloluyor.
Sevmediğim noktalara gelirsek, kitap boyu yazarın yazdığı kitap dışı bir makaleden bahsediliyor ve okuyucuların bu makaleye binaen yorumları paylaşılıyor. Bu yazının nerde olduğuna dair hiçbir fikrim yok ancak araştırırsam bulabileceğime inanıyorum. Ama araştıracak mıyım? Hayır tabi ki de ben bir ertelemeciyim. (◡‿◡✿) Sanki bu makalenin kitabın başında olması gerekliymiş gibi hissettim, böylelikle okuyucu havada bırakılmazdı. Diğer bir nokta, yargılamak gibi olmasın ama kitap içinde değinilen bazı başlıkları profesör bir felsefeciye yakıştıramadım. Bir başlık tamamen müziğin bizi harekete geçirdiğine dairdi. Bence bunu ortalama her insan zaten keşfetmiştir? Diğer bazıları ertelemecilerin sinir bozucu mu olduğuna ve görevlerimizi yeterince ertelersek avantaj olarak ortadan yok olabileceğine dairdi. Bunlara gerek var mıydı emin değilim. Ama siz de diyebilirsiniz ki ‘hem bilgi olduğunda beğenmiyor hem de bilgi olmadığında da’. Haklısınız. (◠‿◠✿) Bu yüzden kişisel gelişim kitapları okumamalıyım belki de!
Sonuç olarak herkese tavsiye edeceğim bir kitap değil ama kendiniz de aşırı bir ertelemeciyseniz, kendinizi bir nokta da iyi hissetmenizi sağlayabilecek bir kitap olabilir. Puanım:
Bu yazı 4 Haziran 2021'de medium.com'da yazdığım bir yorumdur.
Okuduğunuz için teşekkürler!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder